İSTANBUL’DA RUM, ATİNA’DA TÜRK OLMAK?

İSTANBUL’DA RUM, ATİNA’DA TÜRK OLMAK?

Tarih 01 Temmuz 2020, 13:12 YazdırBu haberi yazdır

1924'te imzalanan Karşılıklı Nüfus Mübadelesi(değiş-tokuş) anlaşmasına göre, Anadolu'da yaşayan 1,5 milyon Rum, Yunanistan'a göç etti. Buna karşılık Yunanistan'dan -ağırlıklı olarak Selanik ve çevresinden- 400 bin Türk, Türkiye'ye göç etti.

İSTANBUL’DA RUM, ATİNA’DA TÜRK OLMAK?

Sevgili Çengelköy, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Faşizan yaklaşımla etnik kültürler göçe zorlandı' diyerek kastettiği İstanbullu Rumlardı.(Başbakan iken ) Peki, Rumlar nasıl oldu da kendilerini yüzyıllardır yaşadıkları toprakların dışında buldu ? Türkiye'nin utanç politikaları neydi? Cumhuriyet döneminin, millileşme politikasının arka perdesine doğru bir uzanalım. Kürt meselesi olduğu kadar Rum meselesi de İngiltere'den bağımsız değildi. Önce kronolojik bir hatırlatma yapalım.



BİR BUÇUK MİLYON RUM GÖÇ ETTİ


1924'te imzalanan Karşılıklı Nüfus Mübadelesi(değiş-tokuş) anlaşmasına göre, Anadolu'da yaşayan 1,5 milyon Rum, Yunanistan'a göç etti. Buna karşılık Yunanistan'dan -ağırlıklı olarak Selanik ve çevresinden- 400 bin Türk, Türkiye'ye göç etti. Bu anlaşmada, bir kent ve iki küçük ada ayrı tutuldu: İstanbul ve Çanakkale'nin iki adası Bozcaada ve Gökçeada. İstanbul'un ayrı kalmasını özellikle Türk hükümeti istemişti. Çünkü yeni kurulan bir devlette ticaret burjuvazisini oluşturmak kolay değildi. Ticaretin başkenti İstanbul'da da ticarete azınlıklar ama özellikle Rumlar hâkimdi. İstanbullu Rumlar Cumhuriyet rejimiyle tanışmaya hazırlanırken, Anadolu'daki Rumlar ise doğdukları ve büyüdükleri toprakları terk ettiler. Bu büyük nüfus değişimini organize eden bir komisyon vardı; “Muhtelit Mübadele Komisyonu!” Bu komisyonun üye ve başkanının seçimine İngiltere doğrudan müdahale ediyordu. Hem Yunan tarafında hem de Türk tarafında İngiltere'nin istemediği biri yer alamıyordu.


İZMİR'E YERLEŞTİLER


Ülkeyi terk eden nüfus 1,5 milyondu. Ve hemen hepsi yerleşik düzene geçmiş çiftçi, esnaf gibi varlıklı kimselerdi. Evleri konakları bağları dönüm dönüm arazileri vardı. Selanik'ten gelen Türk nüfusa bu varlık dağıtılacaktı. İşte soru burada düğümleniyor. Türkiye'ye gelen göçmenler neye göre yerleştirildi. Örneğin İzmir'e gelenler arasında kimisi Karşıyaka'ya, kimisi Alsancak'a dağıtıldı. Oradaki Ermeni ve Rum konaklarına evlerine yerleştirildiler. Peki, bu semt ayrımı neye göre yapıldı. Aynı semte dağıtılanların birbirlerine yakınlıkları var mıydı? Bu mübadeleden tam 10 yıl sonra kurulan soyadı komisyonlarında kimler yer aldı? Yurtdışından gelenlere özel soyadları verildi mi?

Bugün Başbakan'ın Rum malları olarak kastettiği mübadele sonunda el değiştiren mallar değildir. İstanbullu Rumların mallarıdır.

Bu arada yukarıda belirtmiştik. İki küçük ada da bu anlaşmada ayrı tutulmuştu. Onlar Yunanistan'ın olası bir saldırısına karşı karakol olarak değerlendiriliyordu. Ama orada da İstanbullu Rumlarla eşzamanlı olarak bir bezdirme ve yıldırma politikası güdüldü. (Örneğin Gökçeada'ya açık cezaevi yapıldı. Deniz kıyısında rahat yaşayan Rum ahali bir anda sabıkalı bir grupla aynı adada yaşamak zorunda bırakıldı.


6 ? 7 EYLÜL OLAYLARI


İstanbullu Rumları sarsan ilk olay Yirmi Kura Askerlikti... Ardından 1942'de Varlık Vergisi geldi. Varlıklı Rumlara büyük vergiler çıkartıldı. Ve birkaç hafta gibi kısa bir sürede ödemeleri istendi. Ödeyemeyenler Aşkale'deki çalışma kampına gönderildi. Asıl fırtına ise 1955'te geldi. İstanbul'da belki de en büyük Vandalizm Rumlara karşı yapıldı. Hemen hemen bütün Rumların dükkânları mağazaları, kiliseleri, evleri yağmalandı. Hatta mezarları bile açılarak kemikler ortalığa saçıldı. Peki, bu olayların işaret fişeği nerden yakılmıştı dersiniz. Tabii ki Londra'dan...


Kıbrıs üzerine yapılan müzakerelere Londra ev sahipliği yapıyordu. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu masada elinin güç kazanabilmesi için, Türkiye'de bir gösteri yapılması gerektiğini Ankara'ya iletti. Kıbrıslı Rumlara karşı İstanbullu Rumlara gözdağı verilecekti. Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti organizasyonu yapacaktı. Gerisi malum... Tarihimizin en büyük ayıbını yaşadık. 6?7 Eylül olaylarından sonra toplu bir Rum göçü yaşanmadı. Ancak İstanbullu Rumlar artık bu toprakların giderek, kendileri için güvenli bir yer olmadığını düşünmeye başladılar. İmkânını bulanlar, Yunanistan'a gitmeye başladı. Toplu halde olmasa da İstanbul'daki Rum nüfus artık, kendine yeni bir vatan aramaya başlamıştı. Hep siyasi bir rehine olarak sürdükleri yaşamlarını bu baskıdan kurtarmanın yolunu seçtiler.


SINIRDIŞI EDİLDİLER


Asıl büyük dalga ise 1964'te geldi. 21 Aralık 1963'te Kıbrıs'ta Türklere başlatılan ve tarihe 'Kanlı Noel' olarak geçen saldırıların cevabı gecikmedi. Yine İstanbullu Rumlar, dışında oldukları bir savaşın faturasını ödediler. 16 Mart 1964'te, Türk hükümeti, 1930'lu yıllarda imzalanan “Seyri Sefanin Anlaşması”nı tek taraflı olarak feshettiğini açıkladı. Buna göre 12 bin 562 Rum sınır dışı edildi. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan İstanbullu Rumların bir kısmı Yunan tabiiyeti taşıdığı için, bir hafta içinde ülkeyi terk etmeleri istenmişti. Çoğu işadamıydı. Ancak sayı bununla da sınırlı kalmadı. Evli oldukları Türk pasaportuna sahip Rum kadınlar da eşleriyle beraber gitmek zorunda kalınca 30 bin Rum ülkeyi terk etti.


BURASI İSTANPOLİ


Artık İstanbul’lu Rumların sayısı giderek azalıyordu. Son fırtına 1974 Kıbrıs olaylarıyla geldi. Türkiye Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaptığında, Türkiye ile Yunanistan savaşın eşiğine gelmişti. Gözler yine İstanbullu Rumlara çevirilince onlara da yavaş yavaş gitmek düştü. Bugün İstanbul'da yaşayan Rum nüfus 1500 kişi civarında. Onların da çoğu yaşlı ve hasta... İki Rum gencinin evliliğine ise son 10 yıldır hiç rastlanmıyor. Uzun lafın kısası... İstanbullu Rumlar, kültürünü yansıttıkları İstanbul'u tarafı olmadıkları bir gerginliğin kurbanı olarak terk etmek zorunda kaldı. Türk ve Yunan hükümetlerinin mücadelesi arasında hep bir siyasi rehine olarak olan biteni şaşkınca izlediler. Ve hiçbir zaman Başbakanımız kadar cesur söylemlere girmediler. Türkiye'ye 'Faşist' demediler. O kadar ki arada kalmışlıkları dillerine de yansıdı. Kendi dillerinde konuşurken bile ne İstanbul diyorlar ne de Kostantinopol. İki sözcüğü dâhiyane şekilde birleştirip, İSTANPOLİ diyorlar. Yerleştikleri Atina'da Türkiye'yi yaşatmaya devam ediyorlar. İstanbul'a geldiklerinde bağnaz milliyetçilerin söylediği 'Gâvur Rum'u da Atina'dayken fanatik Yunanlıların söyledikleri 'Türkosporo-Türk tohumu' sözlerini de duymuyorlar...

Atatürk'e hayranlar Peki, Yunanistan'a göç eden İstanbul Rumlar tarihte yaşanan bu olaylar hakkında ne düşünüyor. Hemen hepsi Atatürk'e hayran. Ona 'Kemal' diyorlar. Yazar Herkül Milas, 1942'deki Varlık Vergisi uygulamasının 6?7 Eylül olaylarından daha büyük bir tahribat bıraktığını söylüyor. Kıbrıslı Rumlarla karıştırılmaktan hiç hoşlanmıyorlar. İstanbul Gümüşsuyu' nun en güzel apartmanlarından “İndigo Apartmanı”nın eski sakini Kostas Triandafilidis şimdi Atina'nın Gazi semtinde bir restoran işletiyor. Türkiye'nin yaşadığı iç çalkantılara çok üzülüyor ve ekliyor: 'Türkiye'ye yine bir Kemal lazım!' Şunun da hakkını verelim. Yunanistan'da hiçbir Türk'ün heykeli yoktur. Ama İstanbul'da Kadıköy'ün orta yerinde İstanbullu bir Rum'un, Fenerbahçeli futbolcu Lefter Küçükandonyadis' in heykeli dikilidir. Altına da ünlü tribün sloganı yazılıdır: “Ver Lefter'e yaz Deftere! Doktor Kalangos da Bakırköy'ün unutulmaz doktorudur. Ölümünden yıllar sonra Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen büyük bir vefa göstererek Bakırköy'de bir sokağa Dr. Kalangos'un ismini vermiştir.


TÜRKİYE’NİN GURURU RUMLAR


Tarihin ne garip cilvesi! 1955'teki 6?7 Eylül olaylarında Rumların mağazalarını dükkân ve evlerini yağmalayan kalabalığın ellerinde Türk bayrağı vardı. Ve sık sık durup İstiklal Marşı söylüyorlardı. Kovmaya çalıştıkları Rum cemaatinin mensubu bir genç ise askerliği sırasında, o bayrağı gururla defalarca göndere çektirmeyi başarmıştı. Hem de yüzlerce kez. Vasil Aleksandiridis, babasının Kınalıada'daki yazlıklarına aldığı masa üzerinde masa tenisi oynamaya başladı. Onun arkasından kardeşi Teofanis de bu spora ilgi duydu. İki kardeş Beyoğlu Spor Kulübü'ne yazıldılar. Onlara orada bir de Musevi arkadaşları eklendi; Davit Kumru! Vasil'e stili nedeniyle arkadaşları 'Duvar' lakabını takmıştı. Kısa sürede milli takıma yükseldi. Tam 10 yıl Avrupa'da hiç maç kaybetmedi. Uluslararası alanda en parlak sporcumuz oldu. 600'den fazla milli oldu. Onun ardından kardeşi Teofanis Aleksandiridis ve Davit Kumru da milli takıma seçildi. Hatta öyle tuhaf durumlar yaşandı ki; bazen sahada Türk milli takımının hangisi olduğu bile karıştırılır oldu. Hatay'da Suriye ile oynadığımız bir maçta tribündekiler şaşkındı. Çünkü rakip takımın oyuncuları Ahmet Mustafa Osman, Türk milli takımı ise Vasil, Fani ve Davit! Sonra Beşiktaş’ın ünlü kaptanı ve futbolcusu Niko yıllarca Türk Milli Futbol Takımı’nın formasını giymiş ve kaptanlıkta yapmıştı.



Sevgili Çengelköy, değişmez ilkemiz olan “tarafsız haberciliği” esas alarak yayınladığımız bu yazı, tamamen eski Çengelköylü Rumlar, dolayısıyla “Çengelköy tarihi” ile kıyaslanabilir. Hepimizin de bildiği gibi, Çengelköy son yıllarda hızla büyüdü ve gelişti. Bizler de “Çengelköy Gazetesi ” olarak, eski ve yeni Çengelköylülere yaşadıkları yerin tarihteki yerini anlatmaya çalıştık. Efendim, bizlerin eski Çengelköylü Rumlarla hiçbir problemimiz yoktu. Aksine onlarla güzel ve yıkılmaz dostluklar arkadaşlıklar kurmuştuk. Ancak araya “Politika” ve “Siyaset”çiler girince, “Ehven-i Şer”i (olacakların en az zararlı olanını) beklemekten başka elinizden bir şey gelmiyor. 


HÜSEYİN TUNA  TUNACAN 

Bu haber 53 defa okunmuştur.
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
DİĞER HABERLER